
15 Temmuz darbe girişiminin ardından Gaziantep Üniversitesi'nde yürütülen FETÖ ile mücadelede aktif rol aldığını ifade eden Gür, 2008 yılından itibaren örgüt yapılanmasına karşı mücadele verdiğini, 2016-2020 yılları arasında rektör olarak görev yaptığı dönemde de üniversitedeki tasfiye sürecini yönettiğini anlattı.
Gür, Aydınlık'a yaptığı değerlendirmede FETÖ'nün güvenlik, istihbarat ve yargı alanlarında ağır darbeler aldığını, kamudaki hiyerarşik gücünün büyük ölçüde kırıldığını belirtti. Ancak örgütün tamamen ortadan kalktığını söylemenin doğru olmayacağını ifade eden Gür, son dönemde gerçekleştirilen operasyonların da bunun göstergesi olduğunu dile getirdi.
Örgütün elebaşının ölümünün yapının tamamen sona erdiği anlamına gelmediğini belirten Gür, kripto yapılanmaların, finans ağlarının ve dijital propaganda faaliyetlerinin halen dikkatle takip edilmesi gerektiğini vurguladı.
Üniversitelerde FETÖ benzeri kadrolaşma anlayışlarının sürdüğünü öne süren Gür, en büyük tehlikenin örgütün bıraktığı yönetim anlayışı olduğunu ifade etti. Kapalı referans sistemi, liyakat yerine mensubiyetin esas alınması, kadrolaşma, mobbing ve şeffaflıktan uzak yönetim anlayışının devam etmesinin yeni sorunlara yol açabileceğini söyledi.
Akademik yükselmelerde ve yönetici atamalarında objektif kriterlerin uygulanması gerektiğini belirten Gür, kişiye özel kadro ilanlarının önlenmesi, jüri süreçlerinin denetlenmesi ve üniversitelerde bağımsız etik ile liyakat mekanizmalarının oluşturulmasının önemine dikkat çekti.
Güvenlik soruşturmalarının tek başına yeterli olmadığını ifade eden Gür, yöneticilerin görev süresince oluşturdukları kadroların, kaynak kullanımının ve yönetim anlayışının da değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
FETÖ ile mücadelenin yalnızca güvenlik operasyonlarıyla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Gür, asıl hedefin örgütleri besleyen sistemin değiştirilmesi olduğunu söyledi. Liyakat, hukuk devleti, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Gür, "Bozuk bir sistemde bir yapıyı tasfiye eder, yerine başka bir kapalı yapı getirirsiniz. Önemli olan sistemi değiştirmektir." değerlendirmesinde bulundu.
Gür, Aydınlık'a yaptığı açıklamanın sonunda devlet kurumlarında hiçbir cemaatin, tarikatın, siyasi grubun veya hemşehri ağının ayrıcalıklı kadro alanı oluşturmaması gerektiğini belirterek, adalet ve liyakat esaslı bir yönetim anlayışının Türkiye'nin geleceği açısından zorunlu olduğunu ifade etti.
Haberle ilgili henüz yorum yapılmamıştır.